“Ben Müslümanım, inancımı yaşıyorum.” diyorsak; dînimizin emirleri ve bu emirleri hayatında yaşayan örnekleri düşünerek kendimizi eğitebilir ve çevremize tesirli olabiliriz. Önce kendimizden başlayalım. Kur’ân-ı Kerim rehberimiz olsun. Çevremizle olan muhabbetlerimizde konuşarak anlaşırız. 

       Öyleyse; «Kullanacağımız lisan nasıl olmalıdır?» sorusu, bize âyet-i kerîmelerle talim ettirilmiştir. 

       “Firavun’a gidin, doğrusu o pek azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.” (Tâhâ, 44)

       Ben bir eşim, ben bir anneyim, ben bir öğretmenim, ben bir idareciyim. Öyleyse bugünden itibaren, nasıl konuşmam gerektiğini, ibâdet gibi hayatıma geçirmeliyim. Örneklere devam edelim: 

       “(Elin darda olduğu için) Rabbinden ummadığın rahmet beklerken, hak sahiplerinden (fakirlerden) yüz çevirmek zorunda kalırsan, onlara hiç değilse tatlı bir söz söyle.” (el-İsrâ, 28)

       Emir büyük yerden, uymamak için bir bahanemiz olabilir mi? Bağırmak istediğimiz an, gözümüzü kapayalım ve “Peygamber Efendimiz, şu anda ne yapardı?” diyerek örnekleri hatırlayalım. 

       Hazret-i Ali, Peygamber Efendimiz hakkında şöyle buyuruyor:

       “Birisi, kendisine hoşlanmadığı bir soru sorsa; sükût eder, gönül kıracak bir şey söylemezdi. O’nun ahlâkını bilen ne söylemek istediğini hâlinden anlardı.”

       Çevremizde bizi anlayanlar olmasa da sesimizi yükseltmeden anlatmaya çalışacağız. Şiddet, önce sözle başlıyor ve hayatımızı katılaştırıyor. Bizi duygulardan uzaklaştırıyor. 

       Mevlânâ:

       “İnsanla hayvan arasındaki fark edeptir.

       “Îman nedir?” diye akıldan sordum. Akıl, kalbimin kulağına seslenerek; “Îman, edeptir.” dedi.

       Hareket noktamız edep olursa; «Şiddeti nasıl önleriz, kelepçeyle mi hapisle mi?» diye oyalanmayız.

/İslami Hayat Dergisi-Ağustos 2012

Önceki İçerikEdep Eğitimi
Sonraki İçerikSosyal Yardım Uyuşturucu Gibi